February 2012
2 posts
durup dururken ilk aşkının, ilk sevişmenin aklına gelmesi gibi değil ilk regl olduğun günün aklına gelmesi.
o anı değil de tam, annemin bakışını hatırlıyorum. telaşını.
alnımı yardığımdaki, elimi yaktığımdakinden çok daha başka bir telaş vardı gözlerinde. benim büyümem mi, hızlı büyümem mi korkuttu onu, onun büyümesi mi hala anlayamam.
January 2012
3 posts
Anonymous asked: madem topuklularla rahatsızsın, neden giyiyosun?
bütün insan haklarına saygılı olmakla birlikte, onlara tembellik ve saçmalama hakkı da eklense, süper olurdu bence dünya. mesela bir de, empati kuramamak insan haklarına aykırı olsa, neyse. öyle işte.
leylalar
biz ailesinin el üstünde büyüttüğü kız çocukları, acıyla ilk kez türk filmleriyle tanışıp da sonra filmler genelde mutlu sonla bittiğinde yeşilçam da en az annemiz kadar avutuyordu bizi.
leyla da öyleydi. aşkı filmlerden öğrenmişti. gerçek aşkla tanışıp da ilk düştüğünde anladı hatırlamaması gerektiğini, düşünmemesi gerektiğini. o yüzden düşünmemek için içki içerdi, düşünemeyinceye kadar. uyurdu...
December 2011
1 post
o kadınlar, kendilerinden ne çok söz ettirdiler, sayfa sayfa yazılar yazıldı haklarında. bilseler, geceleri bu kadar ağlamazlardı, kimse beni düşünmüyor diye.
November 2011
1 post
Vektorel.
Tak! Yururken cakmagi dustu kadinin, kadinin kulaginda kulaklik vardi, duymadi. Zaten o anda topuklu ayakkabilarinin uzerinde havali havali yurumeye calisiyordu. O anda bir kahve dukkaninin onunde oldugunu gorunce madem yuruyemiyorum bari bir sigara iceyim dedi. Oturdu, kahve soyledi, tam sigara yakacakken cakmaginin olmadigini fark etti, neyse dedi, garsondan isterim. Garson maalesef dedi, baska...
October 2011
8 posts
Ernest Hemingway: All men fear death. It’s a natural fear that consumes us...
-sana yagmuru hic sevmedigimi bin kez soyledim. niye her yagmurda karsima cikip kafami karistiriyorsun?
-senin kafan zaten karisik.
-gulme.
-sen gulunce evim sarsiliyor sen de gulme.
-yerinde olsam evinde aglamamam icin dua ederdim.
-evimi bir daha gorecegini mi sandin?
-su kahveyi iceyim de oyle cikayim.
-ben cikiyorum, dondugumde evde olma.
“Son kez goruyor gibi ciktin o evden...
İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan...
– oğuz atay, korkuyu beklerken
“Neden?”
“Çünkü,” der kral, “bu savaş beni muzaffer kılacak.”
“Peki,” diye...
– http://www.edebiyathaber.net/simonedebeauvoir.html
Kısa Winston Soft, kapaksız.: 1915'le iPhone'u,... →
kisawinstonsoft:
Bugün iki “hemşerimizden” söz edeceğim. Biri Malatyalı, iPhone’u üreten Apple şirketinin sahibi Steve Jobs. Diğeri Blackberry isimli cihazı üreten şirketin sahibi ve mucidi İstanbul doğumlu Pontik (Karadeniz) Rum’u Mike Lazaridis. Blackberry ve iPhone son yıllarda teknolojiyi ve iletişimi…
September 2011
1 post
sabotaj
Fütursuzca sevildim hep ben.
Çok değil. fütursuz.
Zaten o yüzdendir ki, aynı adamlar, aynı fütursuzlukta üzmüştür beni.
Hani sanki, bu kadar sevdiğime göre bu kadını, demek ki onu o kadar da üzebilirim, bu benim hakkım diye düşündürdüm onlara.
Belki de haklılardı.
Belki de hakları vardı.
Bilmiyorum.
Hepimizde vardır belki, hani hep deriz ya insan sevdiğiyle uğraşır, insan en çok en çok...
August 2011
7 posts
Karanlık
Ne kadar yalnız ve ne kadar günahkardı. Bu kadar günahı tek başına mi işlemişti?
Herkes nerdeydi?
O siyah berjerde karanlık kadar karanlık gözlerini karanlığa dikmiş, bunu düşünüyor olabilir miydi?
Düşünüyordu.
Neden sonra çok yalnız ve çok günahkar öldü.
Çok karanlıktı. Gece, içi, gözleri.Gözleri açık.
huzur kaçıran anlamsız objeler
komodin insanın asabını bozar mı hiç?
bozabilir.
hatta tam olarak şöyle gerçekleşir objelerin insanın huzurunu kaçırması:
muhtemelen hazırlıksız yakalanırsınız. yani o esnada acayip boş bir şeyle meşgulsünüzdür. bir diğer ihtimal de, ne bileyim çalışıyor olabilirsiniz mesela. psikoloji dünyası bunu algıda seçicilik ile açıklar eminim. ama huzurun kaçmasını açıklayamazlar.
birden gözün...
vakt-i zamanında, ismini telaffuz etmekten elbette kaçındığım birisi bana ben roman okumam insana bir şey katmıyor ki demişti. oysa ben bana kattığım ne varsa romanlardan öğrenmiştim.
nen var kuzum?
şöyle aniden uyansam, kendimi 70’lerde bir türk filminin içinde bulsam, ama mesela köyden gelmiş ayşecik olmasam, orada sevgilisi elinden alınan uyuz kadın olsam. ama orada biri bana nen var kuzum dese ve dediği an 2000’lere geri ışınlansam.
hatta biraz abartıyorum, 80’leri görememiş kuşağı alıp 2000’lere getirsem. tanıdığım herkese, hepimize durmadan nen var kuzum...
ip kavgası
Bir şarkı çalıyor şimdi. “Eğer ipler senin elindeyse, göster bana ne kadar çelimsiz ve sevimsiz olduğumu” diyor.
Biz hep ip kavgasından böyle olduk biliyorsun değil mi? İpleri paylaşamadık biz. Tüm kavgamız ondandı.
Yok sen, hayır ben derken bayan e. çıkageldi. İplerimi alıverdi elimden. İpsiz kalınca sigarayı bırakmış gibi oldum. Elimi nereye koysam olmadı. Tespih çekeyim dedim...
July 2011
5 posts
bir rakı masasıydı.
“ya sevmek ne ki, evli olsam kocamı bırakıp bu adama koşarım ben” demişti.
kadeh kaldırmıştık.
“ben bu kadar yıkımı, katli göze alıyorum da, sen benim seni sevmediğim bir dünyayı göze alabiliyor musun onu söyle.”
Buyuduk
tek bilmek istedigimizin bir sonraki sarkinin ne oldugu gunlerdi.
deniz soguksa yarin gireriz derdik, deniz bir yere kacmiyor ya?
tek derdimiz de aksama o cocugu gormekti. giyinir, suslenirdik.
sabahin ilk isiklarini gordugumuzde ayakkabilarimiz ellerimizde; eve yururduk.
dunya umrumuzda degildi, yazdi.
sonra
buyuduk
circir boceginin sesinde, kimildayan yaprakta, ayagini uzatmakta, az...
anlamsız
Düşündüm seni dedim, inanmadı
inanmadıkça daha koyu, daha karanlık bir deliğe doğru çekildik.
Her şey alabildiğine hızlı dönüyordu,
döndük, döndük, döndük, en sonunda sert bir yere çarparak durduk.
Yaşlı bir adamdı bu.
Bir sigaranız var mı dedi,
birini ona verdim, birini ben içtim.
kirli köpekleri sevdik, o ellerle dokunduk birbirimize.
Kirlenerek ve yağmurda ıslanarak dönmeye devam ettik
...
Bu dediğin çok saçma: İki bir →
tonesofblue:
Bu işlere yeni başlayanlar önce kendileri oldukları için sevilmek isterler. Zamanla, kişi kaşarlandıkça, kendisi olduğu için var olmak ister sadece. Sevmek derken kanun gibi bir sevgiden bahsediyorum, her ne yaparsan yap sevilmekten.
Koşulsuz, garantili bir sevgi istediğinde yapman gereken…
June 2011
4 posts
Uzun zaman sonra dedi, icim rahat; kalbim hafif. Yuzunde eskilerin huzuru vardi. Gulumsemiyor ama gulumsuyordu. Anlamadim ama basimi salladim.
sezen aksu kadınları
sayımız epey fazla.
biz, bir şarkıcıyla kozmik bağı olan dünyadaki tek türüz.
bizim her aşkımızı, her yeni aşık oluşumuzu, her acımızı, sevişmemizi, annemizi özleyişimizi, terk edilişimizi, kalbimizin her kırılışını, her gözyaşımızı o bilir, o anlatır en iyi, ki zaten hepsine şahittir, bir kere olsun o acıyı bizden önce çekmiş, aşktan ölmüştür.
biz asik olunca o adamı pamuklara sarıp...
dünyada hiçbir yaratık ağlarken ertesi gün ne kadar çirkinleşeceğini düşünemez.
-kadından başka.
May 2011
3 posts
bazen şiddetli bir orgazm, şiddetli bir aşk acısından daha unutulmaz olabilir.
April 2011
1 post
gecenin tam üçü
eve uzak bir yoldan gelmişim, kafamda, bugün gördüğüm bir cümle döndükçe dönüyor. zevki uzatmakla ilgili.
düşünüyorum.
mesela çikolatayı hart diye ısırmamak gibi.
mesela yavaş yürümek, acele etmeden, gideceğin yeri bilirsin ama hani hele yazın ağırlaşır ya yürüyüşün, öyle.
mesela ben yemeğin en sevdiğim kısmını hep sona bırakırım, onun gibi.
mesela dondurma da benim için tadını çıkara...
March 2011
4 posts
mücverin acıklı öyküsü
Sanki o, ona bakmak için evinde kaldığın arkadaşının kedisiydi de ben de koştur koştur onun için eve giden, yemeğini verip, sevip, oynatıp, sesi gelmediğinde endişelenip, yanına çağırıp, bir daha sevip, sonra da uyumaya gittiğimde benimle yatmasını beklediğim ama bir türlü salondan geri gelmeyen kedi. –yanında uyumaya gittiğin ama o koltukta uyuyakalınca kös kös onun yatağında yalnız başına...
kartvizit ya da cep telefonu
Insan bazı şeyleri hep konuştuğu insan gittiğinde biriyle konuşur mu? Başkasını mı seçer yoksa konuşmamayı mı? Kendini anladığından adı gibi emin olduğu insan yok olsa ne yaparsın ki? Ne anlatırsın, peki ya ben kime ne anlatıyorum? Sığ sığ yüzüyorum. Derinlere girmemeye çalışıyorum kimseyle. Baktım derinleşiyor, hop diye kaçıyorum. Küçük bir balık gibi. Sanki kimse bunu hak etmiyor gibi geliyor....
Bloguma Dokunma!: Bildiri →
blogumadokunma:
Bir ülkenin internet deneyimi ve tarihinin sansürlerle anılması çok trajikomik bir durumdur. İnternetin özü olan birey haklarının ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, sosyal medya dünyasının özüne tamamen aykırıdır.
Bizler; Türkiye’nin dört bir yanından profesyonel veya amatör olarak blog…
February 2011
3 posts
üzerlik kokusu
Çocukluğum yanan üzerlik kokar benim. -Anneanne kokusuyla karışık.
O parmak kadar halimle başım ağrıdığında, anneannem duvarda asılı bulunan üzerlik enstalasyonundan bir tanesini koparır sobanın üzerine atardı.
Üzerlik yandıkça çıtırdar, nev’i şahsına münhasır bir koku kaplardı odayı. Nefesini tutman değil, o dumanı soluman lazımdı.
Plasebo etkisi mi dersiniz bilmem, üzerliğin dumanı,...
kadın çantası
kadınların kafasının içini çantalarına benzetiyorum.
daha doğrusu, paralellik kuruyorum aralarında.
hani içinde dünyada lazım olacak olmayacak her şeyi toplayan çantalara sahip kadınlar vardır.
bir de portföyüyle sokağa çıkanlar.
biri temkinli, tedbirli, aman ayakkabı ayağımı vurur yarabandı atayım içine, başıma ağrı girer şu ağrı kesici de eksik kalmasın, kitabımı da alayım bir yerde...
birini bir kere sevmen sonsuza dek seveceğin anlamına gelmiyor.
ne tuhaf. insan her sevdiği insan hep hayatında kalacak sanıyor, ama sonra birileri ölüyor. birileri gidiyor, sen gidiyorsun. birileri hayatından çıkıyor, birilerini hayatından çıkarıyorsun.
hayat boşlukta asılı kalıyor. anıların kalıyor. yaşadıkların cebinde kalıyor.
bitiyor.
aslında hiçbir şey olmuyor.
ne sen gerçeksin, ne...
January 2011
1 post
bu sıralar
hiç durmadan, her gün, her dakika
bu yaşıma kadar “değilim” dediğim her ne varsa,
hepsini
“olmak”la geçiyor.
bana bir şeyler oluyor.
yaşlanıyorum yani.
December 2010
2 posts
2011-2006=5 ya da patlıcan mezesi
Gün gelir onunla yapmaya alıştığın her şeyi tek başına yapmaya başladığını fark edersin. Yeni yıllara girerken yanında başkaları olur, eskiden yılbaşında ne yapacağını düşünmezken birden etrafında o saat 00.00 olduğunda başka insanlar, daha sonra sevdiğin insanlar olsun istersin. Belki başkaları için bir anlamı yoktur ama, bir yılbaşı gecesi başlayan bir aşk için vardır.
Patlıcanı közledikten...
November 2010
4 posts
biraz da biz düşünelim: Üstün Üzüm'den "Zaman ve... →
ustunuzum:
Karmaşık ve darmadağın bir yazı olacak bu şimdiden uyarayım,
Zaman nedir diye sormuştum geçenlerde Twitter üzerinden. Mantıklı bir tanım arayışı içerisinde, aslında çok da felsefik bir yaklaşım peşinde değilm. O esnada Mehmet Pişkin ile bir yandan gtalk üzerinden tartışıyorduk bu konuyu,…
bazı
her cümle ağırdır. anlamı değil salt.
bir cümleyi tek bir olayın, tek bir aşkın üzerine yazmak mümkün değildir çünkü.
bazı bazı, her sözcük bir insan taşır tek bir cümlede.
bazı aşklar birbirine benzer.
bazı hatalar bilerek tekrarlanır.
bazı cümleler bunları sayıklar.
bazı yazılar tekerrürden ibarettir.
bazı bazı; bazı aşklar da öyledir.
uzun zamandır görmediğin biriyle bunu telafi etmek için çok konuşmak yerine çok susmayı becerebilmek.
sustuk çünkü konuşacak bir şeyimiz yok diye düşünmemek.
bunlar güzel şeyler işte. o kadar.
cinnet
Çünkü şüphe cinnetin kız kardeşidir. O narin, kırılgan şüphe, boy attıkça ablasına benzer. O mağrur genç kız büyür ve histerik bir kadın olur.
***
“Bir yanım hikmet, bir yanım cinnet.” Hikmeti de cinneti de iyi tanırım. Hikmet ağzına gelen o kıyıcı, korkunç sözcükleri size bir türlü söyletmeyen, cinnet aynı sözcükleri içinizde bırakmayandır. Hikmet...