sabotaj
Fütursuzca sevildim hep ben.
Çok değil. fütursuz.
Zaten o yüzdendir ki, aynı adamlar, aynı fütursuzlukta üzmüştür beni.
Hani sanki, bu kadar sevdiğime göre bu kadını, demek ki onu o kadar da üzebilirim, bu benim hakkım diye düşündürdüm onlara.
Belki de haklılardı.
Belki de hakları vardı.
Bilmiyorum.
Hepimizde vardır belki, hani hep deriz ya insan sevdiğiyle uğraşır, insan en çok en çok sevdiğinin canını acıtır diye, belki de ondandır. Onu kaybetmekten korkmadığımız için değil, insanların kalplerini özelleştirip bir de fabrika mı diksem iyi olurdu diye düşünmekten kaynaklanıyor galiba. Zengin ya da fakir de olsak, bu konuda hepimiz en vahşi kapitalistiz belki de.
Herkesin normal sevmek, normal sevilmek istediği zamanlar olmuştur. Özel alanına girilmeyen, suya sabuna az dokunulan, sonunda modern insanın mantık evliliği dediği şeye dönüşen türden ilişkiler. Bir de, sırf mantıklı olduğu için bir ilişkiyi yürütemeyenler var. kırıp dökmeye, acıtılmaya, hırpalanmaya, severken dövmeye, sevilirken dövülmeye alışmış, alışmaktan öte kudurmuş kendini öldüresiye sevişenler var ötede.
Onlar, hep kendiyle bir derdi, bir kavgası olanlar. Asla içi susmayanlar. Kendisiyle hesaplaşması asla bitmeyenler. Sürekli yıkıp, dağıtıp, sonra elinde kalanlara bakıp, asla uslanmayanlar. Her şey yerli yerine gelebilecek olduğu anda bu düzen ihtimalinden ödü patlayanlar. Sabotajcılar. Saçını taramayanlar. Düğümlerini açmaya çalışmak yerine kesmeyi tercih edenler. Kısacası kendiyle savaşını asla kazanamayan ve kazanamayacak olan ve bundan aslında çok da mutsuz olmayanlar.
Hep, korkanlar.
Hep, kaçanlar.
Hep, bundan utanmayanlar.
Hep kırılacaklar.
Bundan hep memnun olacaklar.
Belki de haklılar.
Belki de hakları var.