sezen aksu kadınları
sayımız epey fazla.
biz, bir şarkıcıyla kozmik bağı olan dünyadaki tek türüz.
bizim her aşkımızı, her yeni aşık oluşumuzu, her acımızı, sevişmemizi, annemizi özleyişimizi, terk edilişimizi, kalbimizin her kırılışını, her gözyaşımızı o bilir, o anlatır en iyi, ki zaten hepsine şahittir, bir kere olsun o acıyı bizden önce çekmiş, aşktan ölmüştür.
biz asik olunca o adamı pamuklara sarıp sarmalamak isteriz, içimizde bir adamla sevişmek için bir kere yakarsak o ateşi, “bu gece gel yarın, istersen yine git” deriz, her saçmaladığımızda çocuk sanıp hep kendimizi, “küçüğüm bu yüzden bütün saçmalamam” diye düşünürüz.
kalbimiz kırılınca “geçer” deriz, “daha öncekiler gibi”, beraber olamayacağımızı bildiğimiz birine “sen de benim kadar gercekleri biliyorsun” deriz her ağladığımızda. hepimiz bir adamın gözlerinden vazgeçip bir ah demesine bir kez muhtaç kalmışızdır.
bir koşu gidip yeni “kaseti” alınır onun. unuttun mu beni sözlerini duyar duymaz içleniriz hemen. hem zaten aynanın önüne geçip “kız sana ne oldu, evimin delisi, mahallenin cadısı dalgalandın da duruldun mu?” demişizdir kendimize bir kez. işte, evde ne olursa olsun, aşk bizi onarır bir tek. yeni albümünü de severiz ama esas eski sezen şarkılarıdır bizi anlatan. ama her albümden duruma uygun bir şarkı buluruz, kaçımız bir selam verince, bir sela verilince, arkadaş şarkısını duyunca ağlamayız ki hem?
hepimizin gitmesinin, bitirmesinin kolay olmadığı, elbet üzüleceği bir adam olmuştur, hepimizin git diye bagirip sonra arkasindan kosup gitme kal yalan soyledim dedigi bir tuhaf ilişkisi olmustur. hiç değilse bir kış masalında yitirmiştir onu.
bizim her sarhos gecemiz sezen aksu’ya baglanir. diyorum ya, her duruma uygun bir sarki bulunur.
biz bir ferzan özpetek filminin sonunda sezen aksu daha çalar çalmaz tanıyıp öyle ağlarız.
biz artik birbirini sevmeyen iki dost bile olsak bir sezen şarkısı çaldığında hatırlarız eski dostumuzu, aynı anda onun da o sarkiyi dinlese yine ağlayacağını, o şarkının neresinin ona dokundugunu hala hatirlariz. hem de kirpiğinin ucundan göz bebeğine. onu artik sevmeyiz ama, hala ayni sarkida ağlarız. hem zaten hepimiz bu kızı yeniden büyütmeliyizdir.
madam despina’yla sari odalarda raki da iceriz, markiz pastanesine de icleniriz gozlerimizde tozlarla, sigaramizi sarıp ege’yi özleriz. içimiz hic susmaz bizim, a benim avanak arsiz arizali gonlum diye kendimizle de kaderle de dalga geceriz, ne fark eder ki, esmere de tutulan vardir, sarışınına gel diyen de, yeşil gözlerle göz göze gelmeyi bekleyen de vardır. zaten en sonunda hem kendimizi, hem onu yakarız biz.
bir adam icin stepe baslayabiliriz biz, normaldir, sonra da erkeklerden içimiz sıkılabilir. dört kısa gün sürer bazısı, bazısının ne kavgası biter ne sevdası.
ve biz hepimiz birbirimizi gozumuzden, gozyasimizdan taniriz.
hadi, gülümseyin. bir de benden selam söyleyin bütün aşklarınıza.
—————————————————
kısacık bir anekdot: aslen karslıyım ben.
hayatımda bir kez gittim babamın doğduğu yere, o da sezen aksu’nun gülümse albümünün yeni çıktığı zamana denk gelir. kars’la ilgili en muğlak olmayan anım, teyzemin elimden tutup, kars’ın o geniş, uzun caddesinde yürüyerek sezen aksu’nun gülümse albümünü almaya gittiğimiz an’dır.